Saturday, May 27, 2006

Bir elmas madeni !!!!A diamond mine!!!!





Bir elmas madeni;525 metre derinlik,1200 metre çap;Çukurun üzerinde veya yakınında helikopter yada uçak uçması yasak hava boşluğu yaratıyormuş.Üst resimdeki ok standart 16 tekerlekli kamyonu gösteriyor,eğer görebilirseniz hayli ürkünç değilmi?

YER:Güney Afrika Cumhuriyeti

A diamond mine,525 meters in depth,1200 metres in diametres,As creating a dangerous air vacuuming ;no airplanes or helicopters are allowed to fly at the top or near the hole.The arrow at the top picture points a standart 16 wheel truck if you can see;Very scary !!!

LOCATION:The Republic of South Africa.

Friday, May 19, 2006

Renklerin Gizemi


Taksiler neden sarı da ,fast food restoranların duvarları çoğunlukla kahve rengidir?Peki bürokratlar neden lacivert renkleri tercih ederlerde ,marka mağazaların tezgahtarları pembe giyinir?
Ege Üniversitesi Antropoloji bölümünde doktora yapan Zülfikar Doğan hazırladığı uluslararası bildiride renkleri ve şirketlerin bunu nasıl kullandığını anlatmış.Çeşitli yerli ve yabancı araştırmalardan derlenen çalışmaya göre renkler ve şirketlerin renk politikaları şöyle:
KAHVERENGİ
Gerçekçiliğin,plan ve sistemin rengidir.İnsanlar üzerinde canlılık ,hareketlilik etkisi bırakır.Dünyadaki fast-food restoranlarının hepsinin sandalyeleri ve masaları kahverengidir.
KIRMIZI
Mutluluğu temsil eder ve kişinin iştahını açar.Canlandırıcı,kışkırtıcı ve heyecan veren bir etki yaratır.Dünyadaki ünlü gıda firmalarının hepsinin logolarının kırmızı olduğunu hayretle farkedeceksiniz.
YEŞİL
Doğanın ve baharın rengidir,insanların yaratıcılığını körükler.Ayrıca huzuru ve üretkenliği temsil eder,güven verir.O yüzden bankaların logolarında en çok tercih ettikleri renktir.
SİYAH
Gücü ve tutkuyu temsil eder.Hırsında bir ifadesidir.En fazla konsantrasyonu sağlayan renktir.
MAVİ
Huzuru temsil eder ve sakinleştirir.Kişinin gerginliğini azaltır.Batıda bu etkisi yüzünden intaharları azaltmak için köprü korkuluklarını maviye boyarlar.
LACİVERT
Sonsuzluğu,otoriteyi ve verimliliği çağrıştırır.Uluslararası toplantılarda tüm devlet başkanları lacivert takım elbise giyerler.
MOR
Eskiden beri ihtişam ve lüksün son basamağı olarak düşünülür.Tarih yüksek sınıfların ,saray mensuplarının daima mor ile bezendiklerini kaydeder.
PEMBE
Uyum,neşe,şirinliğin, sevginin ve şefkatin simgesi.İnsanları rahat hissettiren ve dinlendiren renk.Pembe giyenlere ödeme yaparken kendimizi daha rahat hissettiğimiz tespit edilmiş.
SARI
Özellikle açık sarı kişiye huzur verir.Sarı ayrıca hüznün ve özlemin rengidir.Sarı geçiciliğin ve dikkat çekiciliğin ifadesidir.Bu nedenle tüm dünyada taksiler sarıdır.
BEYAZ
Beyaz renk istikrarın devamlılığın,temizliğin simgesidir.Bu yüzden fazla şaibeli olanların beyaz ağırlıklı kıyafetleri seçmesinde yarar var!

Saturday, May 13, 2006

İstikrarlı insanoğlu


YIL NÜFUS
1950.........2.555.078.074
1955.........2.779.669.781
1960.........3.039.332.401
1965.........3.345.837.853
1970.........3.707.610.112
1975.........4.088.224.047
1980.........4.454.705.217
1985.........4.854.602.890
1990.........5.283.755.345
1995.........5.690.865.776
2000.........6.080.141.683
2005.........6.460.553.564
2010.........6.823.634.553
2015.........7.175.675.066
2020.........7.518.010.600
2025.........7.840.660.355
2030.........8.140.344.240
2035.........8.416.742.278
2040.........8.668.391.454
2045.........8.897.073.495
2050.........9.104.205.830

1950den günümüze kadar olan verilere dayanarak bir hesap yapılmış ve 2050 deki dünya nüfusu tahmin edilmiş....
1986dan sonra artış yüzdesinin istikrarlı olarak düştüğü göz önüne alındığı halde 2050de dünya nüfusunun 9 milyar kişi olacağı hesaplanmış....
Tabii bu rakamlar büyük bir felaket,büyük savaş olmadığı durumlarda geçerli...
Savaşlar sırasında büyük kayıplar yaşanıyor fakat sonrasındaki 10-15 yıl boyunca artış yüzdesi tuhaf ve dengesiz bir şeklide büyüyor.....
Savaş olmadığı durumlarda ise ya büyük felaketler yada büyük kayıpların yaşandığı bulaşıcı hastalıklar boy gösteriyor...
Nüfus yüzdesi düşüyor ve sonra kısa süreli olarak yükseliyor....
En azından bugüne dek böyle olmuş...
2050 deki 9 milyardan biri olmamayı dileyen var mı?
Aklıma MATRİX te Agent Smithin ,Morpheusa fısıldadığı sözler geldi;
Seninle burada geçirdiğim süre içinde öğrendiğim bir şeyi paylaşmak istiyorum.Türlerinizi sınıflandırma fikrine kapıldığım bir günümde aslında sizin bir memeli olmadığınızı anlayıverdim.
Bu gezegendeki her memeli içgüdüsel olarak çevrelerindeki ortamla doğal denge oluştururlar.Ama siz insanlar bunu yapmıyorsunuz.Siz belirli bir alana yerleşip çoğalıyorsunuz,sonunda bütün kaynaklar yok olana kadar buna devam ediyorsunuz.
Hayatta kalmak için yapabileceğiniz tek şey olarak da başka bir alana yayılmak kalıyor.Bu gezegende aynı yöntemi kullanan başka bir organizma daha var.
Ne olduğunu biliyormusun?VİRÜS!!!!....

Saturday, May 06, 2006

Yeni Blogçuğum :))))))

Küçük kız ve kurt


Bir gün öğleden sonra koskocaman bir kurt ,karanlık bir ormanda pusu kurmuş,büyükannesine sepetle yiyecek götürecek olan küçük kızı beklemeye başlamış.Sonunda küçük kız karşıdan görünmüş.Elinde de gerçekten bir sepet dolusu yiyecek varmış.
O sepeti büyükannene mi götürüyorsun? diye sormuş kurt.
Kız da evet diye cevap vermiş.
Kurtta bunun üzerine büyükannenin nerede oturduğunu sormuş,kız tarif etmiş,kurtta dönüp uzaklaşmış.
Küçük kız kapıyı açıp büyükannesinin evine girince ,yatakta gecelikli ve boneli birisinin yatmakta olduğunu görmüş.Ama yatağa uzaklığı sekiz metre kalınca ,bunun büyükannesi olmayıp kurt olduğunu anlamış.Çünkü Metro Goldwyn Mayer'in aslanı ,bizim cumhurbaşkanına ne kadar benzerse,bir kurtta bir büyük anneye ancak o kadar benzeyebilir.Gecelik giyse bile.Bunun üzerine küçük kız sepetinden bir Colt otomatik çıkarmış ve kurdu hemen vurup öldürmüş.
Alınacak ders:Küçük kızları kandırmak artık o kadar kolay değil.

ÖYKÜ : JAMES THURBER
ÇEVİREN:BELKIS DİŞBUDAK


LITTLE RED RIDING HOOD(KIRMIZI ŞAPKALI KIZ) BY MADAME ALEXANDER

Friday, April 28, 2006

Aylaklığa övgü:)


Bertrand Russell Aylaklığa övgü adlı kitabına ilginç bir fıkrayla başlar.
Tembel tembel oturan üç dilenciye adamın bir seslenir: Hey içinizden en tembel olan kimse yanıma gelsin ona para vereceğim.Dilenciler birbiriyle yarışırcasına adamın yanına gelirler.Dilencilerden bir tanesi konuşanın yüzüne bakmadığı gibi yerinden bile kalkmaz.Adamda gider, En tembel senmişsin der ve parayı ona verir.
Bu bilgiyi size vermek zorundayım.Çünkü konumuz Post-it.Çocukların deyimiyle sarı it postu, yapışkanlı bellek kağıdı yada belleğimizi teslim ettiğimiz kağıt parçacıkları.
Eskiden iş yerlerindeki masalarda,küçük kare tahtaların üzerine tersine çakılmış uzun çiviler olur ve sivri uçları hep yukarı doğru dururmuş.Amaç o gün içerisinde takoz kağıtlara alınan notları bu çivilere takmakmış.Takoz kağıtlar kare biçiminde kesilmiş kağıt tomarlarıymış ya bir tahta kutuda ,ya da bir kağıt kutu içerisinde sıralarını beklerlermiş. Genellikle atık kağıtlardan yapılan bu yapışkansız notluklar ,cinsleri ve renkleriyle bir kağıt kartonu gibiymişler.Her zaman masanızın üzerinde hazır,yazacağınız notları beklermişler.Örneğin telefon numaraları,adresler ,isimler gibi.Sonrada uçup gitmesinler diye ,işte o hep çivili tahtaya takılırlarmış.Sanırım bu buluş insanların yaşamında oldukça uzun bir süre varlığını sürdürmüş. Hem de basit biçimiyle çeşitlenerek, desenlilerden ,sakarları korumak için kafası şapkalı çivilere kadar.Hepsinde amaç tekmiş;Bellekte taşınamayan,unutulan küçük bilgileri bir yerlere not etmek daha sonra da fihristlere yada kendileri ile uygun defterlere ,dosyalara onları aktarmak.Ama hiç te öyle olmaz; Notlar bir yerde birikir,unutulur,zaman aşımına uğrar ,eskir atılır.Bazen üstüne yenileri gelir.Kişinin hiç bir zaman sistemli bir biçimde çalışmasına katkısı olmaz,genelliklede kaybolur bu notlar.
Derken bir gün üreticiler suçu yapışkansız kağıtlarda bulmuş.İşte tam o anda,yani 1970 yılında ,3M şirketi hızır gibi yetişmiş belleğin yardımına ve post-it i yaratmış.Kısaca post-it'in şöyle bir öyküsü var:Sözüm ona Arthur Fry ,Minnesota Mining and Manufactoring yani 3M şirketinin bir çalışanı ,Silver Spencerda yine aynı şirkette aynı alanda çalışan başka bir eleman.Arthur ayrıca işinin dışında bir müzik korosunda da görevli.İşte bu koroda prova sırasında sayfaları çevirirken oldukça güçlük çekiyor.Arkadaşı Silver Spencerin buluşu ,onun yardımına yetişiyor ve bu yapışkanlı kağıtların doğmasına neden oluyor.İlk üretildiğinde pek ilgi görmeyen bu kağıtlar daha sonra bir haberleşme aracı ve ek bellek işlevi yüklenerek insanların yaşamına giriyor.Adı da göstermek ilan etmek belli etmek anlamına gelen ingilizce post sözcüğünden geliyor.
Post-it öylesine giriyor ki insanların yaşamına,insanlar o günden sonra belleklerini bir not defteri gibi kullanmaktan vazgeçip evde mutfakta işyerinde banyo aynalarına post- itler yapıştırarak bir dış bellek yaratıyorlar.Yanından geçenin rüzgarından uçan giden bir dış bellek ;öyle ki ,ya kendi kendilerine bulundukları yerden düşüp çöpe karışıyorlar yada toplu halde imha oluyorlar.Çok az kişi bunları bir akşam sonunda gereken yerlerine taşıyıp bilgilerini güncelleştiriyor.Çünkü bu da farklı bir çaba disiplin gerektiriyor.Ama burada en büyük mutluluk belleklerin oluyor.Kağıtların işlevsizliği onları ilgilendirmiyor ve onlar gereksiz pek çok bilgiyi taşımayarak kapasitelerini atıl bırakıyorlar.
Birde hand writing capture paper to pc denilen sanal post-it aleti var.Asıl adı pc notes taker olan bu alet bir elektronik kalem ve üzerinde yine kare kağıtlar bulunan küçük tabladan oluşan bir post-it.Bir kabloyla bilgisayarınıza bağlanıyor.Elektronik kalemi ile notlar yazıyorsunuz.O ,bunları otomatik bir işletimle anında bilgisayarınıza açılmış not kutusuna aktarıyor.Kağıda isterseniz resim yapın, ister yazı yazın,isterseniz gelişi güzel çiziktirin,hepsini tek tek kutulara koyup ekranınıza getiriyor.Sizde dilediğiniz zaman aralarında geziniyor içlerinden istediğinizi bırakıyor,istemediğinizi bir dokunuşta silip atıyorsunuz.
Ama ne varki ister eski yöntemle olsun ister yeni yöntemle yine de beynimiz belleğimizin gereksiz bilgilerle dolmasını ve onu bir not defteri gibi kullanmamızı istemiyor. Ne yazık ki ezberci eğitimle yetişmiş bizler işte bu yüzden ek bellek dediğimiz bu post-it yöntemini hiç bir ortamda beceremiyoruz.Onun kendini sanal ortama taşıması bile bizi değiştirmiyor.
Beni sorarsanız post-itler benim hayatıma bir düzensizlik getirdi.Ya onları kaybettim,ya da aldığım notu neden ve kimden aldığımı unuttum.Bu yüzden ben kendimin bellek hamallığı yolunu seçtim.